Herkesten Bir Parça

Kahramanım, hayatı boyunca bir sünger gibi çevresinde olup biten her şeyi içine çekmişti. Bazen acımasız bir adam hayatına girmiş, onu sert ve aşağılık duygularına maruz bırakmış; bazen şeytana pabucunu ters giydiren bir kadın başına musallat olmuş ve tüm nevrotik ruhunu içine boşaltmıştı. Yetmezmiş gibi menfaatlerini yücelterek adına da dava deyip kahramanımı bu davaların yılmaz bekçisi yapamaya çalışan gözü pek ama yüreği kararmış nice insan çıkmıştı önüne.
Herkes ondan kendi yoluna katılmasını ve ardı sıra yürümesini istemişti. Bunlara rağmen kahramanım herhangi bir yola sapmadan yaşamış; herkesi dinlemiş ama kimsenin peşine takılmamıştı. Ancak tüm bu olup bitenler onu hem çok yormuş hem de kafasını allak bullak etmişti. Etrafındakiler o kadar haklı o kadar mükemmeldi ki kahramanım artık neyin doğru ve neyin yanlış olduğunu ayırt edemez duruma gelmişti.
Yaşamın hakikatini ise daha çocukluk yıllarında sevinçleriyle birlikte toprağa gömmüştü. Hangi yöne baksa ağız dolusu yalan, ne yana dönse menfi çıkar ve gülen suratlar altında samimiyetsiz ilişkiler bulmuştu. İşin üzücü tarafı; kahramanım bunlardan ne kadar uzak kalmak istemişse de olup bitenleri bir sünger gibi içine çekmişti. Mesela insanlığa dair güzel bir söz söyler fakat bir süre sonra menfaatini düşünürken yakalardı kendini. Şiddetin her türlüsüne karşı çıkar ama ufak bir tartışmada öfkelenip kırıcı olabiliyordu. Hayvanlara acır, bazen vejetaryen olur; bir süre sonra da mangalın başında et yerken bulurdu kendini.
Bu derin çatlaklara rağmen kahramanım toplumdaki diğer bireylerden ayrılıyordu. Çünkü o bu çelişkilerin farkındaydı ve her seferinde kendini suçüstü yakalayıp içindeki cellada teslim ediyordu.
Hayat dokusunda küçük bir hücreden ibaret olduğunun bilincindeydi. Ne zaman bir kalp kırsa anında pişmanlık duyar ve ne yapar eder gönül alırdı ama ne zaman kalbi kırılsa o halde kalır ve kimse gelip onun gönlünü almazdı!
Kahramanımın bugünkü halini soracak olursanız, söyleyeyim size: Derin bir bunalıma girmiş. Kendisinin bildiği ne varsa hepsinin topluma ait olduğunu fark etmiş. Aslında işin gerçeği: İçine kocaman, hastalıklı bir toplum çökmüş. Yürürken, uyurken, yemek yerken hep bu toplumsal öğreti tarafından kontrol ediliyor. İradesi çökmüş, sevgisi tükenmiş, sevinci, üzüntüsü ne varsa hepsi toplumsal ağın bir tezahürü olarak zihnine yüklenmiş.
Bu satırları yazarken kahramanımın içinde bulunduğu duruma üzülmemek elde değil. Daha da üzücü olanı da her gün onun gibi nicelerine rastlamak içimi burkuyor.
*Bu yazı: İçindeki sesi kaybedenlere ithaf edilmiştir. Karanlığın içinde küçük bir mum misali biraz farkındalık yaratması dileğiyle.
Klinik Psk. Rahmi Arslan