İnsan Zihni Üzerine Bir Makale

Zihinsel kurgular üretebilme kapasitesiyle insan, hem kendine hem de çevresine zaman zaman büyük acılar yaşatır. Düşünceyle aranan hakikatin kendisi oldukça meşakkatli ve çoğunlukla da muğlaktır. Bu nedenle kafası kolaylıkla karışan insanın düşünceyle ürettikleri kimi zaman akıl almaz boyutlara ulaşır. Oysa “Hakikate giden bir yol yoktur.”* bu nedenle acının kökenleri çoğunlukla düşüncenin sınırları içinde aranmalıdır. Aksi taktirde düşünce dallanıp budaklandıkça ruhsal acı da artmaya devam eder.
Hayatın kendisi de düşünce açısından paradoksal bir bileşimdir. Örneğin sadelik oldukça basit görünür ancak meşakkatli bir yolculuğun zirvesidir o. Çünkü üzerinizdeki tüm yanılsamaları bir kenara bırakmanızı ister. Şaşalı yapılar ardındaki küçük insanın dışarı çıkmasını ve düşünceyle örülmüş üstünlük naralarınızdan vazgeçmenizi gerektirir.
Sadelik her şeyden önce kibirden uzak bir diyardır ve her gelenin soluklanıp kirli ayaklarını uzatarak geçici bir süreliğine keyif sürdüğü bir kervan saray değildir.
Sadelikten bu denli uzaklaşan da kendi zihin ve karakteri içinde kurgusal acılar yaratan da insanın düşünsel faaliyetleridir. Bu esnada düşünce boynuna geçirdiği arzuların ipiyle sadece bir defa koklamak için “ormanın girişindeki çiçeği koparıp”** solmasına neden olan aç gözlülüğüyle yoluna devam etmektedir.
Klinik Psk. Rahmi Arslan
Kaynakça:
*Krishnamurti, Juddi, Halka Açık Konuşmalar
**Fromm Eric, Sahip Olmak ya da Olmak,