Bir Zamanlar Ne Güzel Çocuktu Onlar

Bir zamanlar ne güzel çocuktu onlar. Acılara saplanmamış ruhlarıyla gökyüzüne doğru kahkaha atıyorlardı. Saçlarını güneş okşar, bronz tenlerini ırmağın içinde su damlacıkları öperdi. Tabiat ananın koynunda yaramazlık yaparlarken tanrının silüetinde dans ederlerdi. Terleri mis kokar, zihinleri şefkatten masmavi bir gökyüzü gibi alabildiğine yayılır ve sıklıkla merhamet yağmurları yağardı üzerlerine. Kısacası hayat onların bastığı yerden fışkırır, coşkuları engin denizlere akardı.
Şimdiyse saçları dökülmüş, sakalları kırlaşmış, yüzleri buruşuk her biri soğuk birer ölüye döndü. Hele kadın olanları! Onlar ki zamanın acımasızlığına direnemeyip bu değişim karşısında siyanür içti. Olup bitenleri yüzlerinde birer kezzap gibi taşıdılar; ama yine de erkeklere göre daha yumuşak huylu kalıp sevecen bir görüntü çizdiler. Erkekler gazap tohumları ekerken onlar tahammül gösterip bir parça sevgi biçtiler.
Şimdilerde hepsi hüzünlü bir melodi gibi geçiyor zamanın içinden. Kimi midesini doyurmak için bin bir güçlükle uğraşıyor, kimi sermayesini artırmak için yalan üstüne yalan üretiyor, kimi de kibirli kişiliğim yara almasın diye itinayla! yürüyor.
Aslında hepsi çocukların görüp ürkeceği türden birer ölüye dönüştü. Önce parmağa konan uğur böceğini ezdiler sonra suya hasret dağın yamacında hayat bulan küçük pınarı kuruttular ve yüzlerindeki ölüm maskesini parlatıp yollarına öyle gittiler.
*Çocukluktaki masumiyet büyüdükçe neden ortadan kalkar? Yetişkin biri çocuk masumiyetine sahip olamaz mı?
Klinik Psk. Rahmi Arslan