Dinlemek Üzerine

Biraz düşününce bugüne kadar hiç kimseyi dinlemediğini fark etti. İnsanlar; karşısına geçip hararetle bir şeyler anlatırken, o kendi düşünceleriyle o denli içli dışlı oluyordu ki karşısındakinin ancak cevap hakkı doğuran küçük bir parça konuşmasını cımbızla alıp ona odaklanlanıyordu. Zaten Ona göre her konuşmanın içinden ancak cımbızla seçilip çekilecek kadar dişe dokunur bir şey çıkardı.
Çoğunun zannettiği gibi derin bir pişmanlık içinde değildi, hatta hiç pişman değildi. Sadece bunca yıl suratına doğru yapılan onca konuşmayı nasıl bu kadar es geçtiğine şaşırıyordu. Belki de kimse onu dinlemediği için olmuştu tüm bunlar. Çünkü bir insanın dinleme kapasitesi, heybesindeki gürültüyü boşaltma kapasitesiyle aynıydı. Yani heybesini boşalttığı ölçüde yerine başka şeyler alabilirdi. Haliyle kimse tarafından dinlemediği için ne heybesinde boş yer vardı ne de laf cambazlarının gösterisini izleyecek mecali kalmıştı.
Konuşulanların niteliğine gelince hepsi saçma sapan şeylerdi. Kendisi de dahil kimsenin anlattığı gerçek manada incir çekirdeğini doldurmuyordu. Biraz dikkatli dinleyince en önemli konuşmanın bile çok saçma olduğunu anlayabilirdi herkes. Zaten birçoğu, kafasını meşgul eden günlük hengamelerin yükü altında ezildiği için konuşma gereği duyuyordu. Ya da kimileri en karanlık yanları ortaya çıkmasın diye hararetli nutuklar çekiyordu?
Tüm bunlar bir yana, en çok dolaylı konuşmalar canını sıkıyordu. Hiç kimse içindeki saf duyguyu bir anda söylemiyor, herkes gerçek niyetini bir dağın etrafından dönüp geldikten sonra belli ediyordu. Buna hiçbir zaman tahammül edememişti. Hal böyle olunca bir sürü gereksiz sözcük ve cümle çıkıyordu ortaya. O da en baştan bunu bildiğinden, tüm bunlara maruz kalmamak için kaçıp kuytu köşe bir yer buluyordu kendine.
* İçsel boşluğumuz kadar ötekini dinleyebiliriz.
Klinik Psk. Rahmi Arslan