Gelenekler

İnsanlar toplanmış gelenekleri gereği birazdan baba evinden alınıp getirilecek olan gelini bekliyorlardı. Düğün büyük bir çimenliğe yayılmış, kızlı erkekli halay heybetli bir su kemerini andırıyordu. Müziğin ritmiyle akıp giden oyunda her şey kusursuz görünüyordu. Halay başını çeken erkek, elindeki mendili sallayarak aynı ritimle vücudunun her yerini kıvırarak mendile eşlik ediyordu. Halaya odaklanmış misafirler arada kendilerini çeken kamerayı görünce ciddi bir tavır takınıp, kamera geçip gidine dek geriliyorlardı.
Ortadan geçen ağır başlı, güzel bıyıklı adam tüm heybetiyle mitolojik bir heykele benziyordu. Fakat aynı heykelin evinde bir canavara dönüşüp karısını dövdüğü söyleniyordu. O kocaman elleriyle kadına nasıl vurduğunu hayal edince içiniz ürperiyor ve bir adım gerisin geri gidiyordunuz. Ancak kendisi tüm bunlardan bihaber kalender tavrıyla yürüyor arada bir kendisiyle göz göze gelenleri ağırbaşlılıkla selamlıyordu. Bu haliyle onu bir karıncayı incitmez zannederdiniz.
Halayda üçüncü sıradaki erkeğin yüzüne bakınca kendi halinde sanırdınız. Ancak onun hakkında da tüyü bitmemiş yetimin hakkını yediği söylentileri dolaşıyordu. Bu açıdan bakınca önce şaşırır sonra da emin olmak için tekrar bakardınız ve içinizi garip, çiğ bir çaresizlik duygusu kaplardı.
Bir başkası sandalyesinde oturup halayı izlerken aynı zamanda şeref, haysiyet üzerine ölümcül nutuklar atıyordu. Ona göre ölüm ancak bu değerler için göze alınmalıydı. Hararetle konuşurken arada çevresindekilerin korkaklığından yakınıyordu. Kendisi hakkında henüz bir dedikodu yoktu ancak akılarda kocaman soru işaretleri bırakarak ahlak ve şeref üzerine bilindik sözleri tekrar tekrar edip şüpheleri üzerine çekiyordu. Derken gelin geldi, konfetiler patladı, elinde mikrofonu tutan yanakları gamzeli adam halaya farklı bir hava vererek ortamı şenlendirdi ve uzaktan bakınca her şey gayet güzel görünüyordu.
Klinik Psk. Rahmi Arslan